/

DOPPELGÄNGER-I : “KENDİNİ GÖRMEDİĞİN SÜRECE”

Britannica’ya göre Doppelgänger (Almanca: “çift gezen”), “Alman folklorunda yaşayan bir kişinin hayaleti veya görüntüsüdür; bu yönüyle ölülerin ruhundan ayırt edilir. Her insanın, kuşun veya hayvanın tam bir kopyası olan ancak genellikle görünmez olan bir “ruh eşinin” varlığı kavramı, antik ve yaygın bir inanıştır”. Kişinin kendisinin ikizini görmesi ölüme yakın olduğuna dair inanışı güçlendirir. Doppelgänger yani (kötücül) ikiz kavramı sadece Alman folkloruna özgü değildir. Antik çağlardan günümüz edebiyat ve sinemasına kadar çok ve çeşitli örnekleri görülebilir. Bu serinin ilk bölümünde Doppelgänger kavramının bazı kültürlerdeki yerinden kısaca bahsedeceğiz. Daha sonraki bölümlerde gotik, bilim kurgu ve fantastik edebiyattaki bazı örneklerine değineceğiz.

Narkissos doğduğunda kâhin Tresias’a çocuğun ömrünün uzun olup olmayacağı danışılır; cevabı “Kendini görmediği sürece” olur. Narkissos ne kadınlara ne de erkeklere karşı ilgi duyar, günün birinde kendi yansımasını suda gördüğünde ise onun güzelliğine kapılır, yemeden içmeden kesilip eriyip gider. Bu, hikâyenin Ovidius yorumudur. Bir de daha geç dönem ortaya çıkan Pausanias yorumu vardır. Bu uyarlamada ise Narkissos, kendisine tıpatıp benzeyen, tıpatıp kendisi gibi giyinen, ava çıkan ikiz kız kardeşinin ölümünün yasını tutar. Ta ki kendi yansımasını suda görüp teselli bulana kadar. Sadece kendi gölgesini gördüğünü bildiği halde artık yansıması kendi bedeninden ayrılmış ikizi gibidir. Ruhunun bedeninden ayrılmış halidir. Frazer’a göre “uygarlaşmamış insanlar ruh kavramını kendi gölgelerine ya da sudaki akislerine bakarak üretmişlerdir” (Rank, s. 49). O halde gölgenin ya da yansımanın kişinin diğer şahsiyeti olduğunu söylemek bu bakış açısına göre yanlış olmayacaktır.

Henry Chichele, Canterbury Başpiskoposu
Tomb of Henry Chichele, Archbishop of Canterbury 1424-26

Platon, Aristophanes’e Sempozyum eserinde insanları tarif ettirirken, “Her birinin dört kolu ve kollarıyla aynı sayıda bacağı vardı; silindirik bir boyun üzerinde her bakımdan birbirine benzeyen iki yüzü, fakat bu iki yüz için tek bir başı vardı —yüzler zıt yönlere bakıyordu— ayrıca dört kulağı, iki üreme organı… vardı” (190 A) dedirtir. Zeus insanların bu şekilde çok güçlü olacağına inandığı için onları birbirinden ayırır ve onları hayatları boyunca diğer yarısını aramakla cezalandırır. İnsan diğer yarısını (ruh ikizini) bulduğunda aralarında söze bile gerek duyulmayacak bir anlaşma olacak ve birbirlerine uyumlanacaklardır. Peki ya arayıp da bulamadığımız ikizimiz bize bizim karanlık yönlerimizi hatırlatan gölgemizse? Diğer şahsiyetimizi bulduğumuza gerçekten sevinebilir miyiz? [1]

Otto Rank’e göre doppelgänger ölümün gücünün bir inkârı gibi düşünülebilecekken, Ortaçağ’da bu fikrin aksi yönünde ilginç bir pratiğe rastlanır. Anıt mezar (transi-tomb) denen soylulara ait olan mezarların bazıları iki katlıdır. Bu iki katlılık aynı zamanda iki dünyalı bir görüntü yaratır. Üst katında kişinin huzur içinde uyuyan bedeni dururken, alt katında toprağın altında çürümekte olan bedeni vardır. Tam olarak dünyevi hal ile bedenin geçiciliği arasındaki ikilik bakana kendi yaşam ve ölüm arasındaki eşikte durduğunu hatırlatır. Kathleen Cohen’e göre bu tür mezarlar “On ikinci yüzyıl ahlakçıları tarafından önerilen; kibri yenmek ve iyi davranışı teşvik etmek amacıyla bir cesedi tefekkür etme /ceset üzerine düşünme pratiği” (1973) olarak da yorumlanabilir. Bu mezarlar kişinin bedeninin geçmişi ve kaçınılmaz geleceği ile ilgili olarak bakanlara ders niteliğindedir. Üst kattaki sağlam bedene alt kattaki çürümeye başlamış beden eşlik eder. Alt katta yatan çürümekte olan beden kişinin öteki tarafa düşen gölgesi gibi de düşünülebilir. Bu gölge-ikiz kişiye hayatın geçiciliğini ve yaşarken iyi şeyler yapmanın gerekliliğini hatırlatan bir semboldür. [2]

Rönesans ikonografisinde aynaya bakmak genelde doppelgänger ini görmekle eşdeğerdi. Ancak kişi o anki ikizini değil gelecekteki cesedini görüyor gibi düşünülürdü. Aynalar düşünüldüğünde insan hafsalasında ilginç bir tezat yarattıkları göz ardı edilemez. Ayna, hem kendimizi görmemizi sağlar hem de bedenimizi yansımamızdan ayırır. “Aynada yansıyan görüntümüz, Doppelgänger gibi, bizim aynımız olan başka biri gibi görünür” (McCARTY, s 179). Aynalar kişinin kendini görebileceği çokluklar yaratır. Bu edebiyatta zaman zaman parçalanmış benliğimiz, bazen de alternatif hayatımız olarak çeşitli eserlerde ortaya çıkar.

Dante Gabriel Rosetti’nin “Kendileriyle Nasıl Tanıştılar” (1864) resmi insanın kendi ikizini görmesinin travmatik sembollerinden biridir demek yanlış olmaz. 1890 tarihli Folklore dergisinde çıkan bir makalede bu resimden bahsedilir:

Birkaç yıl önce, ressam-şair Dante Gabriel Rossetti’nin eserlerini karıştırırken garip bir çizim dikkatimi çekti: Rönesans Floransa kıyafetleri içindeki bir çift, bir orman köşesinde tıpatıp kendilerine benzeyen başka bir çiftle karşılaşır. Ancak karşılaştıkları bu suretler, bu dünyaya ait olmadıklarını gösteren bir ateşten çizgiyle çevrilidir. Kadın korkuyla dehşete düşerek adamın kollarına bayılır; adamın kendisi de korkuyla geri çekilir. Bu çizimi gösterdiğim ve benzer bir efsane bilip bilmediğini sorduğum Bay Barth, bana Alsace’da (Alsas) kişinin kendi gölgesiyle/suretiyle karşılaşmasının bir ölüm işareti kabul edildiğini söyledi.

Buradan da anlaşılabileceği üzere kişinin kendini görmesi bazı Avrupa kültürlerinde çarpıcı bir biçimde ölümü işaret eder. Ölmekte olan birinin ruhunun başkasına görünmesi daha olası bir şey olarak düşünülebilecekken, “kişinin kendisini görmesi nadir bir durumdur” (Darmsteter & Barth, 1890). Gerçekten de düşündüğümüzde aynada kendimize bakmadığımız ya da fotoğraf / videolarımızı görmediğimiz sürece kendimizle karşılaşmamız olasılığı ne kadar yüksek olabilir? Eğer kendimizle karşılaşıyorsak da bu bize ölümümüzün yaklaştığını bildiren bir haberci olamaz mı? Arkadaşına yazdığı mektuba göre, Mary Shelley ölmeden sadece birkaç gün önce çıktığı bir yürüyüşte kendi imgesiyle karşılaşmış ve doppelgänger’i ona “Daha ne kadar huzurlu kalmayı düşünüyorsun?” diye sormuş. Cevap “kendini görmediğin sürece” olsa gerek.

Dipnotlar:

[1] Gotik edebiyat eserlerinde ikizini gördüğünde hiç de mutlu olmayan E.T.A Hoffmann’ın “Şeytanın İksirleri”ndeki keşiş Medardus gibi karakter bolca bulunur.

[2] Edebiyatta da özellikle Gotik türde görülen doppelgängerler de zaman zaman kişinin doğruyu yapmasını öğütleyen ikizlerdir. En çarpıcı örnekleri arasında daha sonraki bölümlerde bahsedilecek olan William Wilson sayılabilir.

Kaynakça:

Cohen, K. (1973). METAMORPHOSIS OF A DEATH SYMBOL. University of California Press.

Darmsteter, J., & Barth, A. (1890). “How they met themselves.” Folklore, 1(2), 227–233. https://doi.org/10.1080/0015587x.1890.9720008

Edwards, M. D. (Ed.). (2020). Doppelgangers, Alter Egos and Mirror Images in Western Art, 1840–2010 Critical Essays. McFarland & Company, Inc., Publishers.

Freud, S. (2003). The Uncanny. Penguin Books.

McCARTY, W. (1989). THE SHAPE OF THE MIRROR: METAPHORICAL CATOPTRICS IN CLASSICAL LITERATURE. Arethusa, 22(2), 161–195. http://www.jstor.org/stable/26308521

Plato’s Symposium (S. Benardete, Trans.). (1993). The University of Chicago Press.

Rank, O. Double  A Psychoanalytic Study. UNC Press.

Webber, A. J. (2003). THE  DOPPELGANGER  Double Visions in  German Literature. Oxford Press.

Wilkes, R. (2015, May 9). ‘How They Met Themselves’: Pre-Raphaelitism and the Double. Pre-Raphaelite Reflections. https://dantisamor.wordpress.com/2014/01/14/how-they-met-themselves-pre-raphaelitism-and-the-double/


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar