Titanların Savaşı (Clash of the Titans), 2010 yılında ABD’de yayımlanmış olan fantastik ve macera türüne sahip olan bir filmdir. Konusu, Dünya’da insanlarla ve Tanrılar arasında geçen mutlak hakimiyete dayanmaktadır. Tanrılar dua isterken, insanlar ise daha iyi bir hayat istediği için isyana başvurmaktadır. Bir başka boyut olarak da Tanrılar’ın kendileri arasındaki savaşa da dayanmaktadır. Yeraltı Dünyası’nda yaşayan Hades ise yaşanan bu karmaşıklıklardan kendisine fırsat yaratarak harekete geçmektedir. Yedi gün mühlet veren Hades, prenses kurban edilmezse şehri yakıp yıkacağını belirtmektedir. Tanrı olarak doğan Perseus, bir balıkçı tarafından büyütüldüğü için kendisini sıradan insan olarak görmektedir. Ancak bu tehlikeli görevde gönüllü olmayı istemektedir. Asıl babası Zeus’un yardımlarını reddeden Perseus, cinlerle, şeytanlarla, yeraltından gönderilen korkunç canavarlarla savaşmak için bir süre sonra bu verilen Tanrı güçlerini kabul ederek bir kahraman gibi ilerlemektedir. Louis Letterier tarafından yönetilen bu filmin oyuncu kadrosunda Sam Worthington, Gemma Arterton, Madds Mikkelsen, Ralph Fiennes gibi yetenekli kişiler görülmektedir.
Varoluşsal kaygılar ve sorular etrafında yaşamını sürdüren insanlık çareyi mitlerde bulmaktadır. Mitler, dinin ve psikolojinin ilk biçimi olarak görülmekle beraber okuduğumuz romanlarda, izlediğimiz filmlerde, dinlediğimiz şarkılarda tesirlerinin olduğunu söylemek mümkündür. Bu mitler insanlar aracılığıyla aktarılarak ve kültürel kodlarla iz sürerek bugünümüze kadar gelmiştir. İnsan davranışlarının kökenini öğrenmek için buna ihtiyacımız bulunmaktadır. Mitoloji; Tanrıları, kahramanları ve doğa üstü güçleri kendisine konu edinmektedir. Evrenin nasıl yaratıldığı, nasıl meydana geldiği, yaşanan savaşaları içinde barındırmaktadır.

Titanların Savaşı filmi de Yunan mitolojisindeki Tanrıların savaşını anlatmaktadır. Bu güçler arasında ortada kalan insanlık ise etrafa savrulmaktadır. Tek bir söz, tek bir isyanla Tanrılar’ın yeryüzüne inmesi bizlere gösterilmektedir. Filmin gidişatına baktığımızda en önemli mitolojik karakterler şunlardır; Tanrıların lideri Zeus, yeraltı dünyasının kötücül Tanrısı Hades, başkahraman ve Zeus’un oğlu Perseus, Yunan Mitolojisinde gözlerine bakanı taşa çeviren yılan saçlı, keskin dişli canavar Medusa.
Joseph Campbell’in Kahramanın Sonsuz Yolculuğu eserindeki aşamalar filmin gidişatına örnek olarak gösterilebilir. Örneğin; Yola çıkış, maceraya çağrı, doğaüstü yardım, ilk eşiğin aşılması, balinanın karnı, erginlenme aşaması, sınavlar yolu, nihai ödül ve dönüş olarak söyleyebiliriz. Balıkçılıkla uğraşan Perseus yola çıkar. Hades yüzünden ailesini kaybetmiş olan Perseus çağrıya cevap verir. Binbir türlü zorluları aştığı bu yolda Zeus tarafından doğaüstü yardımlar işini kolaylaştırır. Kim olduğunu en nihayetinde öğrenen Perseus, çevresindeki insanlar tarafından da sevilir ve sayılır. Adeta kısa sürede tanıdığı bazı kişiler bu yolculukta canlarını feda dahi eder. Onun nihai ödülü ise tüm kaosun sonunda kaybetmiş olduğu mitolojik kahramanlardan biri olan İo’nun ona geri gönderilmesidir. Filme göre İo ve Perseus arasında güçlü bağlar görülmektedir. Dönüş aşamasına bakıldığında ise Perseus, toplumda hak ettiği konuma erişmiş yarı Tanrı yarı insan olarak yaşamını sürdürmektedir. Mitoloji’nin, arketipsel semboller aracılığıyla kültürel belleğe yerleşmede önemli bir etkisi bulunmaktadır. Kahramanlar, anti kahramanlar ve diğer karakterler insanlığa bir mesaj bırakma eğiliminde görülmektedir. Böylece bu mesajlar geçmişten günümüze kadar bir köprü oluşturmakta ve insan belleğini gözler önüne sermektedir.

“Dahası, macerayı tek başına göze almamız dahi gerekmez; çünkü her çağdan kahramanlar bizden önce gitmiştir; labirent iyice bilinmektedir; bize kalan yalnızca Kahraman yolunun ipliğini izlemektir. Ve nerede bir nefret bulacağımızı düşünürsek orada bir tanrı bulacağız; nerede bir başkasını öldürmeyi düşünsek orada kendimizi öldüreceğiz; nerede dışa doğru yol almayı unutsak orada kendi varlığımızın merkezine geleceğiz; nerede yalnız olduğumuzu sansak orada bütün dünya ile birlikte olacağız.”
– Joseph Campbell
Carl Gustav Jung tarafından oluşturulan arketipler birçok türde olduğu gibi filmde de karakterleri çözümlemede önemli bir rol oynamaktadır. İnsan davranışlarını etkilemede rol oynayan, doğuştan gelen eğilimler bu arketipler üzerine konumlandırılmaktadır. Neredeyse her insan bir arketip tarafından yönetilmektedir. Dört ana arketipten bahsedecek olursak; Persona, gölge, anima animus ve benlik olarak ayrılmaktadır. Persona, insanın kendisini dış dünyaya sergilediği şeklidir. Bu kelime için aynı zamanda “maske” de denmektedir. Persona, sosyal ortamlarda kabul edilmek için yapılan duyguları, düşünceleri ve eylemleri içermektedir. Tanrıların lideri olan Zeus bu arketipe örnek olarak gösterilebilir. Gölge arketipi bastırılmış fikirleri, zayıflıkları, arzuları ve eksiklikleri tanımlamaktadır. Bu arketipe örnek olarak ise halkı, halkın yöneticilerini ve Hades’i gösterebiliriz. Çünkü isyanlar, savaşlar ve iktidar hırsı bizlere bu anlatı yoluyla sergilenmektedir. Anima, erkek ruhundaki kadın tarafını, animus ise kadın ruhundaki erkek tarafını incelemektedir. Buna göre İo ve Perseus tam da bu arketipe örnek olarak gösterilebilecek kahramanlardır. Aralarındaki bağ, iletişim ve yaptıkları yolculuk ile birbirlerini tamamlar niteliktedirler. Benlik ise insanın kendisini gerçekleştirmiş halidir. Tıpkı kahramanın sonsuz yolculuğu eşiklerinde incelediğimiz gibi, bir kahraman en sonunda yaşadıklarından dolayı kendini gerçekleştirmiş olarak hayatına devam etmektedir. Buna da örneğimiz yine Perseus olacaktır.

“Gölgesi tarafından ele geçirilen bir insan daima kendi ışığını keser ve kendi tuzağına düşer. Eline geçen her fırsatta başkaları üzerinde olumsuz bir izlenim bırakmayı tercih eder. Çoğunlukla şanssız kişi konumundadır, çünkü kendi düzeyinin altında yaşar, olsa olsa kendine iyi gelmeyen şeylere ulaşabilir. Tökezleyeceği bir eşik yoksa da yaratır, üstelik de faydalı bir şey yaptığını sanır.”
“Nasıl ki yaşayan her şey birçok ölümden geçmek zorundaysa, bilinç de ancak bilinçdışının daima dikkate alınmasıyla var olabilir.” –
– C.G. Jung
Tüm anlatı araçlarında hemen hemen en az bir sembol bulunmaktadır. Ancak Titanların Savaşı bizlere birden çok sembol içeriği sunmaktadır. Böylece bir inceleme kısmında oldukça zenginlik sağlamaktadır. Film ejderha görünümlü yaratıklar, akrep, yılan, kanatlı at, yeraltı dünyası gibi fantastik ögeleri bünyesinde barındırmaktadır. Tanrılarla insanlar arasında olan güç gösterisi savaşlara dönüşmüş ve böylece canavarlar, cinler ve bu ögeler insanların dünyasına karışmıştır.
Ejderha görünümlü yaratıklara baktığımızda kötü bir amaç uğruna göklerde savruldukları görürüz. Ejderhaların bazen Tanrıların himayesinde, bazen de kendi başına hareket ettiği gözlemlenmektedir. Akrep motifine baktığımızda ise, sıcak bölgerde rastlanılan bir unsur olduğunu söyleyebiliriz. Korkutucu görüntüsü ve ölümcül zehri ile yüzyıllar boyunca insanlar arasında pek iyi anılmamaktadır. Mitoloji, astroloji ve halk efsanelerinde kendisine bir yer edinmiştir. Bu motif, filmde Perseus ve arkadaşlarının yolculuğunda engel oluşturmuş ve onları öldürmeye çalışmıştır. Akrep, olumsuz çağrışım yapması sebebiyle de deyim ve atasözlerine yansımış bir kelimedir. Mitlerden günümüze kadar varlığını sürdürmüş bir sembol olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yılan motifine baktığımızda ise mitolojik açıdan ilk aklımıza gelecek olan Medusa’dır. Perseus tarafından bir amaç uğruna öldürülen Medusa, yılan saçlara sahiptir. Bunun sebebi ise Medusa’nın güzelliği Poseidon’u etkilemiş ve Athena bu durumu kıskanarak onu lanetlemiştir. “Ona kim bakarsa taşa dönüşsün” diyen Athena, Medusa’nın elinden her şeyi haksız bir şekilde almıştır. Yılan da tıpkı akrep motifi gibi zehirli ve korkutucu bir özelliğe sahiptir. Çok yönlü bir metafor olan yılan, hem yeryüzü hem de yer altı dünyası ile de oldukça ilişkilidir. Ölüm ile yer altını, derisini değiştirip yenilenmesi ve canlanmasıyla ise yeryüzünü göstermektedir. Yılan hem sağlıkla hem de hastalıkla yansıtılacak kadar zıt görüşlere sahiptir. Birçok anlatı türünde en çok kullanılan motiflerin de başında gelmektedir. Kanatlı at motifine baktığımızda ise; Özgürlük ve bağımsızlık onu tanımlayacak en net kelimelerdir. Gökyüzü ile yeryüzü arasında bir köprü olan kanatlı at, Tanrılar ve farklı dünyalar arasında iletişim aracı olarak da görülmektedir. Tıpkı Zeus’un Perseus’a yardım etmek ve iletişim kurmak için kanatlı atı göndermesi gibi. Fantastik dünyada doğaüstü güçleri temsil etmektedir. Aynı zamanda macera ve keşif ruhuyla kahramana rehberlik etmektedir.
Hazırlayan: Lale Karakaya

Bir yanıt yazın