Cronos (1992), Mimic (1997), The Devil’s Backbone (2001), Hellboy (2004), Hellboy II: The Golden Army (2008) gibi filmleriyle tanıdığımız Meksika’lı yönetmen Guillermo Del Toro’nun 2006 yılında çektiği ve aynı zamanda senaryosunu da yazdığı, dram- fantastik türde yarı peri masalı bir film Pan’ın Labirenti. Ve her peri masalında olduğu gibi bu filmde de hafif dozda da olsa korku öğeleri mevcut.
Yazının devamı sürpriz bozan içermektedir!

Hikâye, 1944 yılında İspanya iç savaşı sonrasında başlıyor. Terzi olan babasını savaşta yitirmiş olan Ofelia’nın annesi Carmen, eski müşterileri olan Yüzbaşı Vidal ile evlenir. Hamile olan Carmen, ısrarları sonucu Vidal’ın bulunduğu karargâha kızı Ofelia ile getirilir. Hamileliği iyi gitmeyen Carmen’in durumu bu uzun yolculukla iyice ağırlaşır. Bulundukları bölgede direnişçileri yok etmeye çalışan Vidal, yerel halka da kötü davranıyordur. Vidal zalim, bencil, kibirli bir adamdır. Kadınlara, dolayısıyla da Carmen’e değer vermez. Onun için önemli olan karnındaki çocuktur. Hatta çocuğunun erkek olacağından da emindir. Buna rağmen Carmen yalnız kalmamak uğruna, Vidal’a karşı gelmez ve onu hep mutlu etmeye çalışır. Örneğin; Ofelia’dan ona baba demesini, Vidal’in istediği doğrultuda hareket etmesini, ona karşı gelmemesini ister. Carmen zayıf karakterli bir kadındır ve Ofelia için iyi bir rol model değildir maalesef.
Ofelia ise kitap okumayı seven, acımasız gerçeklerden hayal dünyasına sığınan, savaşta babasını kaybetmiş, ergenliğe giriş çağında bir çocuktur. Ofelia, annesi tarafından sevilir ama sürekli de eleştirilir ve kontrol edilmeye çalışılır. Mesela, yakında genç bir kız olacağını ve masal kitaplarını artık okumaması gerektiğini söyler annesi. İşte tam da bu sırada Ofelia’nın peri masallarına olan ilgisi ve hayal gücü, onu gerçek hayatta karşısına çıkan zorluklara karşı korumak için devreye girer.
Film metaforlarla doludur aslında. Vidal’ın yanına giderken yolda verdikleri molada kızımız yerde bir taş bulur. Taşın üzerinde bir göz kabartması vardır. Taşı bulduğu yerin hemen yakınında kabartmalı bir sütun bulur ve taşı sütundaki boş alana yerleştirir. Sütundaki parçalar tamamlanınca ortaya ağzı açık bir yüz çıkmıştır ve ağızdan kocaman bir odun böceği çıkar. Bu olay bir başlangıçtır. Sonrasında bu böcek Ofelia’yı ziyaret edecek ve şekil değiştirip kitaplardaki perilere benzeyecektir.

Karargaha vardıklarında, ormanın girişinde bir labirent olduğunu keşfeder Ofelia. Burası direnişçilerin sığındıkları bir alandır aynı zamanda. Hatta Vidal’ın yanında çalışan Mercedes, direnişçilere yardım eden bir muhbirdir ve Ofelia’nın labirente girmesini istemez bu yüzden. Ama Ofelia, kendisini ziyaret eden periyi takip edip labirente gider bir gece ve orada labirentin bekçisi Pan ile tanışır. Pan, Ofelia’ya yer altı dünyasının prensesi Moanna olduğunu, yeraltında yaşarken merak edip yeryüzüne çıktığında günışığı yüzünden tüm hatıralarının silindiğini, geçmişini unuttuğunu, bu labirentin onun evine dönmesi için yapıldığını ve bunun için dünyada birçok yerde yapılmış olan başka labirentlerin de olduğunu anlatır. Ofelia’nın ölümsüz hayatına, kral ve kraliçe olan anne babasının yanına dönmesi için dolunay olmadan tamamlaması gereken 3 görev vardır tabii ki! Sonuçta bu bir peri masalı.
İlk görev ilk metafor, Kesişen Yollar Kitabı’dır. Kitap boştur ama Ofelia yalnızken kitabı açınca görevi sayfalarda belirir. Yapması gereken, filmin afişinde de gördüğümüz büyük ve ihtişamlı ama kuruyup ölmekte olan incir ağacının köklerine yerleşmiş ve ağacın sağlıklı olmasına engel olan dev kurbağayı yok etmektir. Bunu da Pan’ın verdiği üç sihirli taşı, kurbağanın ağzına yerleştirerek ölmesini sağlayıp karnında sakladığı altın anahtarı alarak yapmalıdır. Yaparda. Şimdi metafor bunun neresinde derseniz, afişteki incir ağacının şeklini düşünün bir rahme benzer aslında. Bu ağaç hamile annesini simgeliyor, onu hasta eden kurbağa da Vidal’ı. Ve belki Ofelia ağacı kurbağadan kurtarabiliyor ama annesini Vidal’dan kurtaramıyor. Görevi tamamladıktan bir süre sonra kitabı tekrar açtığında sayfalar kan kırmızı olur. Annesi de doğum yaparken ölecektir zaten çünkü; Vidal doktora, “Seçim yapmak zorunda kalırsan bebeği kurtar!” demiştir. Ama annesinin ölümü ikinci görevden sonra gerçekleşir.
İkinci görev ve bir diğer metafor ise şöyledir. Pan bir gece Ofelia’yı ziyaret eder ve ona bir tebeşir, bir kum saati ve çanta içinde üç peri verir. Dev kurbağanın karnından aldığı anahtarı da yanına almasını, kitabın ona yol göstereceğini söyler. Gideceği yerde uyuyan, çok tehlikeli olan ve insan olmayan bir şeyin olduğunu, bu şeyin görkemli bir sofrasının olduğunu ama o sofradan bir lokma bile almaması gerektiğini de ekler. Çünkü bu hayatına mal olabilir der.

Ofelia kitabı açınca, odada bir yere tebeşirle bir kapı çizmesi gerektiğini, kapı açılınca kum saatini çalıştırması gerektiğini ve perilerin ona yol göstereceğini öğrenir. Bunları yapıp görkemli sofrasının başında oturan ve uyumakta olan yaratığın yanına varır. Önündeki tabakta iki göz vardır. Periler onu duvardaki üç küçük kapıya yönlendirir. Ortadaki kapıyı açmasını isterler. Ofelia, altın anahtarı kullanıp soldaki kapıyı açar. Perileri dinlememiş, kendi iradesini kullanmıştır. Bu kapının içinden bir hançer çıkar. Ofelia onu da alıp giderken sofraya gözü takılır ve perilerin karşı çıkmalarına aldırmayıp iki tane üzüm yer. Bu sırada yaratık sessizce uyanır, tabaktaki gözleri avuçlarındaki boşluklara takar ve avuç içleri dışarı bakar şekilde ellerini gözlerinin olması gereken yerlere tutarak görür Ofelia’yı. Perilerden ikisini bir güzel mideye indiren yaratıktan kaçmaya başlayan kızımız tabii ki kum saatinin son tanesinin düşüşünden önce kapıya yetişemez ve kapı kapanır. Korku ve heyecan dolu tebeşirle yeni kapı çizip kaçma sahnelerini de atlatınca, ikinci görev de tamamlanmış olur.
Burada ki metafor ise yaratığın yine Vidal’ı temsil etmesidir. Vidal da açgözlüdür. Erzaklardan köylülere çok az verir, tütünü, içkiyi vs. köylülerle paylaşmaz, neredeyse hepsini ve en güzellerini kendine ve ayrıcalıklı gördüğü misafirlerine saklar. Bunlar olurken bir yandan da direnişçilerle çatışmalar devam eder. Hatta dağdakiler Mercedes’in yardımıyla erzak deposuna girerler. Direnişçilerden biri canlı yakalanır, işkence görür, karargahta bir muhbir olduğunu söyler, ayrıca direnişçilere yardım eden doktor ifşa olur ve Vidal doktoru öldürür. Bu gelişmeler olurken Carmen doğum yapar. Bebek kurtulur ama Carmen kurtulamaz. Carmen’in ölümüne tekrar değineceğiz…
Üçüncü ve son görev için Pan yine Ofelia’yı ziyaret eder ve ona, kardeşini alıp labirente getirmesini söyler. Sorgusuz sualsiz söylediklerini yapmasını, itaat etmesini ister Ofelia’dan. Bu sırada muhbir Mercedes’te ifşa olmuştur, yakalanıp Vidal’ın işkence etmesi için hazırlanır. Vidal adamlarına, “O sadece bir kadın” diyerek çıkmalarını söyler. Ama bu kadınları hor gören gururu onun sonunun başlangıcı olacaktır. Mercedes, beline sakladığı bıçakla iplerinden kurtulup birkaç yerinden yaraladığı Vidal’ın yüzüne unutulmaz bir kesik açar ve kaçarak ormana saklanır. Burada dağdakilerle buluşur. Bu sırada karargâh dağdakiler tarafından basılır, buradakiler öldürülürler. Kargaşadan faydalanan Ofelia kardeşini alıp labirente doğru koşar ama Vidal onu fark etmiştir ve takip eder.

Pan ile buluşur Ofelia, kucağında kardeşi vardır. Pan bebeği ister. Dolunay çıkmıştır, elindeki hançerle bebekten sadece bir damla kan akıtıp sunmaları gereklidir kapının açılması için çünkü bir masum kanı olmalıdır bu. Ve Ofelia’nın geri dönebilmesi için dolunayda yapmaları gereklidir ama Ofelia buna karşı çıkar ve kardeşini Pan’a vermez. Pan sinirlenerek ona itaat etmesini söylese de Ofelia kabul etmez ve kardeşi için fedakârlık yapıp kutsal haklarından feragat eder, tahtından vazgeçer. Pan “Siz bilirsiniz ekselansları”, diyerek birden yok olur. O sırada Vidal çoktan gelmiştir, Ofelia’nın kendi kendine konuşmalarını dinler, Pan’ı göremez. Bebeği alıp ofelia’yı tabancayla vurur. Ofelia kanlar içinde yere düşer ve masumun kanı da böylece sunulmuş olur. Ofelia geri dönüp, tekrar tüm kutsal haklarına kavuşmuş ve ay prensesi Moanna olmuştur yine yeraltındaki dünyada ama yerüstünde ise ölmüştür. Neyse ki Vidal’ı da Mercedes ve direnişçiler labirentten çıkarken karşılarlar. Mercedes bebeği alır ve Vidal’ı öldürür.
Burada Ofelia’nın annesi Carmen’in öldüğü kısma geri dönmek istiyorum. Pan annesi iyileşsin diye Ofelia’ya adamotu bitkisi kökü verip süte yatırmasını her gün iki damla kanla beslemesini ve annesinin yatağının altına koymasını söylemişti ve Ofelia da bunu yapmıştı. Bir süre yatağın altında kalan adamotu Carmen’i iyi de hissettirmişti ama yine Vidal bu durumu fark edip bozana kadar. Bunun üzerine annesi adamotunu ateşe atıp Ofelia’ya şunları söylüyor, “Artık çocuk sayılmazsın. Yakında hayatın senin peri masallarındaki gibi olmadığını anlayacaksın. Dünya zalim bir yer. Acı da olsa bunu öğreneceksin. Büyü diye bir şey yok. Ne senin için, ne benim için, ne de herhangi birisi için”. Sonraki sahnede de kan kaybıyla birlikte doğumda ölüyor.
Şimdi sizlere bir soru sormak istiyorum. Sizce, Ofelia gerçekten ay prensesi Moanna mıydı, tüm gördükleri gerçek miydi? Biz, bir peri masalı mı izledik? Yoksa Ofelia aynı annesinin dediği gibi gerçeklerden kaçmak için hayal dünyasına sığınan, orada yaşayan bir kız mıydı? Siz hangi sona inanmayı seçiyorsunuz? Seçtiğiniz son içinizde bir şeyleri değiştirecektir eminim. Ama cevabınız ne olursa olsun, filmi izlemediyseniz mutlaka izleyin ya da zaten izlediyseniz hadi bir daha izleyin, çünkü bu film defalarca izlenmeyi mutlaka hak ediyor.
Hazırlayan: Sibel Bozkurt

Bir yanıt yazın