Hugo, Eisner ve Dünya Fantezi Ödülü gibi çizgi roman ve fantastik edebiyat dünyalarının en prestijli ödüllerini kucaklayan G. Willow Wilson, hem yaşam öyküsü hem de yazdıklarıyla ilginç bir kadın. 1983 yılında New Jersey’de ateist bir aileye doğan yazarın süper kahramanlarla tanışıklığı çocukluğuna dayanıyor. X-Men çizgi romanları ve o klasik animasyon dizisiyle başlayan sevdası, kariyerini şekillendiren en önemli şey olmuş.
Wilson, üniversitede tarih eğitimi alırken hormonal sistemindeki bir hastalık yüzünden depresif hissetmeye başlamış. Bunun üzerine, tutunacak bir dal olarak dinler tarihine merak sarmış. Budizm, Hristiyanlık ve Yahudilik üzerine okumalar yaptıktan sonra sıra İslam’a gelmiş. Başlarda çok etkilense de araştırması 11 Eylül saldırıları ile bölünmüş, pek çok Amerikalı gibi İslam’a kötü gözle bakmaya başlamış. Ancak bir süre sonra önyargılarını yenmesi gerektiğini düşünmüş ve İslam’ı incelemeye devam etmiş, bu sürecin sonunda Müslüman olmaya karar vermiş.
Çizgi roman piyasasındaki ilk dikkate değer işleri milli gururumuz Kutlukhan Perker’in çizdiği Cairo ve Air. DC Comics’in prestijli alt yayınevi Vertigo’dan çıkan seriler eleştirmenlerden takdir topladı ve önemli ödüller kazandı. Kahire Üniversitesi’nde ders vermesi teklif edildiğinde bunu doğu kültürünü keşfetmek için büyük bir fırsat olarak görmüş. Cairo’yu da burada geçirdiği dönemden esinlenerek yazmış. Çizgi roman, Kutlukhan Perker’in eşi Aslı Perker tarafından dilimize kazandırıldı ve 2011 yılında Doğan Kitap tarafından yayınlandı.
Wilson, kişisel deneyimlerini fantastik kurguyla birleştirmeyi çok iyi başaran bir yazar. Geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan Ms. Marvel serisi aslında New Jerseyli, süper kahraman hayranı bir genç kızın öyküsünü anlatıyor. Pakistan kökenli Amerikalı bir Müslüman olan Kamala Khan karakteri okurlar tarafından çok sevildi, yazara Eisner ödülü kazandırdı. Artık Captain Marvel olarak tanıdığımız Carol Danvers’a hayranlık besleyen Kamala, bir Inhuman olarak süper güçlere sahip olduğu ortaya çıkınca kahramanının ilk gizli kimliğini devralıyor ve şehrinde suçla savaşmaya başlıyor.
Serinin bu kadar popüler olmasının sebebi, Wilson tarafından yaratılan Kamala’nın, woke kültürü etkisiyle ortaya çıkan birbirinin aynısı pek çok etnik kahramanın aksine iyi bir temsil olması. Wilson bu seri dışında yazdıklarıyla da Müslüman halkların karakterlerini ve yaşayışlarını yansıtmayı seven bir yazar olarak öne çıkıyor. Hem kendi ergenlik zamanlarından hem de tanıştığı Müslüman ailelerden esinlenerek gerçekçi bir karakter ortaya koymuş. Hatta Müslümanları pek iyi bilmeyen Amerikan medyasında Kamala’nın neden başörtüsü takmadığı tartışılmış. Wilson, tanıdığı Müslüman kızların genelde Kamala gibi giyindiğini söyleyerek tartışmaya noktayı koymuş. Ayrıca Marvel diğer etnik kahramanları yaratabilmek için sevdiğimiz karakterleri feda etti, bu da yeni karakterlere karşı antipati oluşturdu. Kamala ise zaten yıllardır kullanılmayan Ms. Marvel ismini alarak macerasına başladı. Woke kültürünün çizgi roman dünyasını ele geçirmesinden önce çıkması büyük bir şans, birkaç sene geç kalsa okurlar onun da diğerleri gibi ısmarlama bir karakter olduğunu düşünüp önyargıyla yaklaşabilirdi.

Kamala o kadar sevildi ki Secret Wars ile Marvel evreni sıfırlandığında bile şirket karakterde herhangi bir değişiklik yapmadı, Wilson’ın seriyi yazmaya devam etmesine izin verdi. Alternatif evren hikâyelerinde, roman, çizgi film, bilgisayar oyunu gibi mecralarda ön plana çıktı. Sonunda Marvel Sinematik Evreni’nde de arz-ı endam etmesi sürpriz olmadı.
G. Willow Wilson, tüm eserlerinde empati kurmaya müsait karakterler sunmasıyla öne çıkıyor. Ms. Marvel’ı iyilerin kötüleri dövdüğü bir süper kahraman serisinin çok ötesine geçirdi. İki dünya arasında sıkışmış Amerikalı Müslüman gençlerin hikâyesini sayfalara taşıdı. Kamala’nın kostümlü hali kadar özel yaşamını da gördük. Örneğin domuz etinin tadını merak etmesine rağmen haram olduğu için uzak durmaya çalışıyordu. Wilson, bu tarz hikâyeleri çok sevimli bir yerden anlattı. Ayrıca bu sonuna kadar bir gençlik anlatısıydı, kuşak çatışması teması öne çıkıyordu. Bir büyüme öyküsüydü. Kamala’nın ergenlik sancılarıyla boğuşmasını, sosyal hayatta tutunma çabasını okuduk. Bu mecradaki en naif aşk hikâyelerinden birine şahit olduk. Yani Kamala Khan, elli yıl önce Spider-Man neyse bugünkü gençler için o oldu.
G. Willow Wilson’ın gerçek hayattan gözlemleyip çizgi roman sayfalarına taşıdığı başka bir ilginç tema, Amerika’daki bazı Z kuşağı Müslümanlarının ebeveynlerinden yani sekülerleşmeye başlamış bir önceki nesilden daha dindar olmasıydı. Örneğin Kamala’nın ağabeyi takkeyle geziyor, genç kızın hayatına ebeveynlerinden daha çok müdahale ediyordu. En yakın arkadaşıysa kendi isteğiyle çarşafa girmişti. Bireyciliğin toplumu ele geçirdiği günümüz dünyasında o gençler bu şekilde tutunacak bir dal arıyordu. Yazarın da böyle bir arayış sonunda İslam’ı seçtiğini hatırlayın. Ayrıca Müslüman ailelerin ve cemiyetin birbirine bağlılığı da sık sık vurgulanıyor. Her genç süper kahramanı motive eden bir mentoru olur, Kamala’nınki (Carol Danvers’ın dışında) son derece sempatik, ihtiyar bir imam amca. Hoca, işinin onu oğlanlar ve satanistler hakkında uyarmak olduğunu bilmesine rağmen genç kızın halini hatırını sormayı tercih ediyor, psikolojisine önem veriyor ve haksızlık karşısında susanın dilsiz şeytan olduğunu öğütlüyor.
Yerli fantezi okur için burada ilginç iki nokta var. Öncelikle (maalesef) Ortadoğu coğrafyasında yaşayan bizlerin, Wilson’ın eserleriyle kültürel olarak bağ kurması beyaz Amerikalılara göre çok daha kolay. Ancak bu İslami yaşam tarzı vurgusu bize rahatsız edici gelebilir. Amerikan sisteminin maneviyatı geri plana itip bireyciliğe önem verdiğini ve pek çoklarının bu sebeple kendini yalnız hissettiğini hatırlamamız gerekiyor. Ülkemizde irticanın büyük bir tehlike olduğunu ve yaşam tarzımızı tehdit ettiğini hissediyoruz ama orada bizdeki gibi bir problem yok. Trump politikaları gericilik sinyali veriyor olabilir ama sonuçta kimsede Amerika’ya şeriat gelecek gibi bir endişe yok. Tam aksine, özellikle pandemi ve sosyal medyayla ayyuka çıkan yalnızlaşma Amerikalılar için daha büyük bir problem. Kısaca, çizgi romanda İslami yaşam gibi görülen şeyin ülkemizdeki herhangi bir seküler emekli öğretmen ailesinin hayatından çok da farkı yok. Zaten Marvel’ın irtica propagandası yapan bir şey bastığı düşünülemez.
Politikayı kenara bırakıp biraz da Kamala’nın ekrandaki yolculuğuna bakalım. Kahramanımızı, aynı onun gibi Pakistan kökenli bir Müslüman olan Iman Vellani canlandırdı. Genç oyuncu henüz lisedeyken rol için seçilmiş. Kamala’nın sevimli kişiliğini ve sempatik tavırlarını başarıyla ekrana taşımış. Karakterin çizgi roman merakına da sahip, hatta yakın zamanda dört sayılık bir Ms. Marvel mini serisi ve birkaç tek sayılık öykü de kaleme aldı.
Kamala’nın köken hikâyesi, 2022’de Disney+’da yayınlanan altı bölümlük Ms. Marvel mini dizisinde anlatıldı. Senaryo büyük oranda G. Willow Wilson’ın serisinden uyarlanmıştı. Çizgi romandaki Müslüman cemiyeti temsili, dizide de başarıyla sürdürüldü. Bir bölüm, Kamala’nın bir arkadaşının cami temsilciliği için seçime girmesi ve ilk kez bir kızın bu göreve gelmesi için çabalaması üzerine kurulmuştu. Özellikle bu bölümde mahalledeki farklı insan gruplarıyla tanışma şansı yakaladık. Ayrıca Ortadoğu coğrafyası, kültürü ve yakın tarihi dizinin kurgusunda önemli yer tutuyordu.
Marvel, Mısırlı bir süper kahraman yaratarak bu temsil olayını Moon Knight’ta da sürdürmeye çalıştı. Bunun sebebi woke kültüründen ziyade Marvel işlerinin Ortadoğu’da popüler olması ve Disney’in bu coğrafyadan para kazanması olabilir.
Şirket, Ms. Marvel’ı mutantların ve X-Men’in sinematik evrene girişine zemin hazırlamak için kullandı. Dizinin jenerik sonrası sahnesinde Kamala’nın X genine sahip olduğunu, yan, çizgi roman versiyonu gibi İnhuman değil mutant olduğunu öğrendik. Hemen sonrasında ikonik X-Men animasyon dizisi müziğinin bir versiyonunu duyduk. Disney, uyarlama haklarına sahip olmadığı için geçtiğimiz senelerde mutantları çizgi romanlarda da geri plana atmış, İnhumanları öne çıkarmayı denemişti. Ancak dizisinin başarısız olmasından sonra bundan vaz geçti. Fox’la birlikte mutantların telifi de alınınca onları yeniden yoğun olarak kullanmaya başladı. Kamala’yı diziden sonra Marvels filminin ana karakterlerinden biri olarak izledik. X-Men karakterleri, Doctor Strange in the Multiverse of Madness’ta Profesör Xavier’ın kısaca selam verip giden alternatif versiyonu saymazsak, Marvel Sinematik Evreni’nde ilk kez bu filmin jenerik sonrası sahnesinde göründüler.
Kamala, çizgi roman dünyasında woke kültüründen yemediği golü beyaz ekranda yedi. Genel kabul, film gişede batma sebebinin Captain Marvel’ın son yıllarda bir woke ikonuna çevrilmesi olduğu yönünde. Bu batış o zamana kadar sarsılmaz olan sinematik evren fikrine bakışı değiştirdi, Marvel’ın modası mı geçti konuşmalarını başlattı. Aslında Marvels çok tatlı ve eğlenceli bir çocuk filmiydi, önceki Marvel filmlerinden pek bir eksiği yoktu. WandaVision’dan tanıdığımız Monica Rambeau, Kamala ve Carol’ın ilişkisi yani üç nesilden üç kadının arasındaki silah arkadaşlığı başarıyla işlenmişti. Tabii Kamala’nın macerası burada bitmedi. Yakın gelecekte kendisini, genç kahramanlardan oluşan Young Avengers ekibinin parçası olarak izleyeceğiz.

G. Willow Wilson’ın en meşhur yaratısını ve sonuçlarını incelediğimize göre biraz da romanlarına bakalım. İlk romanı Elif, 2012 yılında yayınlandı. Yurt dışında fırtınalar koparıp Dünya Fantezi Ödülü kazanan eser, kısa süre sonra Gökhan Sarı’nın yetkin çevirisiyle Monokl Yayınları tarafından dilimize kazandırıldı. Kitap, ülkemizde de eleştirmenlerden yüksek not almış olmasına rağmen maalesef pek popüler olmadı.
Arap Baharı döneminde Ortadoğu’da, ismi belirtilmeyen bir Arap ülkesinde geçen roman çok orijinal, pek çok yönden devrimsel bir eser. Yaratılan eşsiz mekanın, spekülatif kurguda Arap Baharı’nın temsil edilmesinin, fantastik edebiyatta doğu mitlerinden ilk kez bu kadar başarılı bir şekilde faydalanılmasının yanında; janrın iç dinamikleri açısından da çok ilerici. Siberpunk ile fantastik kurguyu birleştirmek oldukça riskli bir tercih. Birbirine oldukça uzak olan bu konseptleri birlikte işlerken azıcık bile amatör bir üslup kullansa ortaya okunamayacak kadar çiğ bir metin çıkardı. Ayrıca kitap bilimkurguda bile nadiren işlenen bir konuyu, kuantum programlamayı merkeze koyuyor, hem de bunu yüksek bir teknik birikimle yapıyor. Bir bilgisayar mühendisi olarak şunu söyleyebilirim ki yazar dersine iyi çalışmış. Günümüzde, kuantum programlamanın şafağında geçen heyecanlı bir casusluk ve hacker öyküsü okuyoruz. Ortadoğu’nun özgürlük savaşçılarıyla ve eli kanlı diktatörleriyle karşılaşıyoruz. Yazar hem politikadaki hem de teknolojideki güncel gelişmelere dokunuyor, bir yandan da kuantum programlamayı İslam mitolojisine, cinlere bağlayarak inanılmaz bir yaratıcılık örneği ve dünya tasarımı sergiliyor. Kısaca Elif, hiçbir fantastik edebiyat okurunun kaçırmaması gereken inanılmaz bir roman.
Genellikle deneyimlerinden faydalanan yazar, bu eserine bizzat kendisini dahil etmiş. İsmi söylenmiyor ve kadından mühtedi (sonradan Müslüman olmuş kişi) olarak bahsediliyor. Onun kahramanlarımızla olan etkileşimini okumak çok eğlenceli. G. Willow Wilson, ayrıca mühtedi karakteri üzerinden günümüzdeki İslam dünyasıyla ilgili eleştirilerini sunuyor. Yazara göre, Müslümanlara ne kadar ayrımcılık yapılıyorsa Müslümanlar da batılılara aynı derecede önyargıyla yaklaşıyor. Kültürlerine ilgi, hayranlık duyanları bile kabullenmiyorlar. Kendisi, onların dinini seçmiş olmasına rağmen yabancı muamelesi gördüğünden bahsediyor. Türkiye’den baktığımızda, Wilson’ın eleştirisinde haklı göründüğünü söyleyebiliriz. Zaten hatırlarsanız kendisi 11 Eylül’ü yaşamış olmasına rağmen, yani bir nevi bazı Müslümanlara rağmen, İslam’ı seçmişti. Zaten Wilson, başka mecralarda, Müslüman olmaktaki ana motivasyonunun bu dinin diğerlerinin aksine tanrıyla kul arasına kimseyi sokmaması olduğunu söylemişti. Gerçekten de İslam’da ruhban sınıfının olmaması bilinen ve kabul edilen bir gerçektir ancak coğrafyamızda genellikle buna uyulmaz. İşte yazar bu ikiliğe, yani özünde olanla uygulanan İslam arasındaki uyumsuzluğa dikkat çekiyor. Türkiye’de gençler arasında dinden uzaklaşan önemli bir kitle olduğu verilerle görünüyor. Bu gençler Amerika’da yaşasaydı da dini büyüklerinin dikte etmesiyle değil, Willow Wilson’ınki gibi bir manevi arayışla okuyarak öğrenseydi, şu anda kaçtıkları inancı bir kısmı belki kendileri seçerdi.

Yazarın ikinci romanı Kuş Kral, 2019’da yayınlandı. Kitap bu ay, İthaki tarafından dilimize kazandırıldı. Çevirmeni Selis Yıldız Şen, başarılı bir iş çıkarmış. Daha önce modern doğuyu mitlerle birleştirerek bize sunan yazar, bu defa 1001 Gece Masalları’nda okuduğumuz o eski dünyaya dalmış. Doğu deyince kafamızda canlanan o egzotik, zengin coğrafyayı esas bu kitapta görüyoruz.
Yazar bu defa önceki eserindeki kadar riskli veya yenilikçi bir işe girişmek yerine heyecanlı bir macera anlatmayı tercih etmiş ancak bu, elimizde daha zayıf bir roman olduğu anlamına gelmiyor. Doğu mistisizmiyle batının fantastik edebiyatı başarıyla birleştirilmiş. Wilson her zamanki gibi çok yönlü karakterler yaratmış ve onları harika işlemiş. Karakterlerimizle oldukça derin bağlar kuruyor, onlarla üzülüyor, seviniyor, başlarına bir şey gelecek diye endişeleniyoruz. Ayrıca yine eşsiz bir zaman-mekan seçilmiş ve bu başarıyla kullanılmış. Endülüs’ün çöküşüyle bitmez bir kaçma-kovalamacanın içine düşen iki gencin, köle bir kız ile sihirli bir yeteneği olan bir delikanlının, hikâyesini okuyoruz. O zamana kadar sarayın duvarları arasında, neredeyse fanusta yaşamış kahramanlarımızın dış dünyada hayatta kalması gerekiyor. Bu sırada büyüyor, birey olmayı öğreniyorlar. Yazarın önceki eserleri gibi bu da özünde bir büyüme öyküsü. Özellikle kahramanlarımızın arasında aşkla kardeşlik arasında gidip gelen, ince bir çizgide ilerleyen ilişki ustaca yazılmış. Wilson’ın edebi becerisi olmasa bu kolayca wattpad kitabına dönebilirdi.
Kahramanlarımız, delikanlının sihri yeteneği yüzünden, engizisyondan kaçıyorlar. Bu ilginç bir tercih. İki genç karakterin özgürlük mücadelesini okuyoruz. Sanki alegorik olarak doğu medeniyetinin kaybetmeye başlaması ve kurutuluş araması temsil ediliyor. Bu çöküş ve arayış, Avrupa’da sömürgeciliğin yükselmesiyle, sonraki yüzyıllarda katlanarak devam etti. Türk Kurtuluş Savaşı’na ve Atatürk’e kadar mazlum milletler batı karşısında bir umut bulamadılar.
Kitapta öne çıkan bir diğer tema masallar. Zaten kitabın adı da bir masaldan, ülkemizde Zümrüd-ü Anka olarak da bilinen Simurg hikâyesinden geliyor. Romanda, çöken medeniyetin mensupları efsanelere, masallara tutunuyorlar. Bu bağlam, kitabın masalsı dünyası ve anlatımıyla çok uyumlu. Sinbad gibi denize açılan, özgür olmak için kuş kralın adasını araya kahramanlarımız aslında çocukluklarından beri birbirlerine anlattıkları bir masalın, hayallerinin peşinden koşuyorlar. Masalların işlevi sorgulanırken gerçek ve kurgu iç içe geçmekle kalmıyor, bir nevi savaşa tutuşuyorlar. Çünkü yalnız içgüdülerine güvenerek, birbirlerine inanarak kaçmaya çalışan iki yeniyetmenin peşinde son derece profesyonel, sistemli ilerleyen engizisyon var.

Wilson, çizgi roman geleneğinden gelen bir yazar olarak kendi evrenini yaratmış. Elif’in en etkileyici karakterlerinden biri olan Vampir Vikram isimli cini bu kitapta da görüyoruz. Tabii daha genç halini ancak birkaç yüzyılın kendisi için pek önemli olmadığını bizzat söylüyor. Wilson’ın edebi evreninde, İslam mitolojisine uygun olarak cinler ön plana çıkıyor. Bunlar, Türk korku filmlerinde gördüğümüz anlamsız yaratıklar veya sihirli lambadan çıkan dumansı varlıklar değil. Dini metinlere daha uygun tasvir edilmişler. Sanki, Wilson onların elfleri varsa bizde de bu var demiş. Topraktan yaratılan insanlardan farkı ateşten yaratılmaları olan fantastik bir ırk ortaya koymuş. Buna benzer bir dünya tasarımını Saygın Ersin’in Yedi Kartal Efsanesi serisinde de görebilirsiniz. O da bizim kültürümüzden beslenen çok başarılı bir fantastik seridir.
Wilson’ın evrenini yeni kitaplarla genişletmesini heyecanla bekliyoruz, acaba bizi coğrafyamızın hangi noktasına götürecek, nasıl cinlerle tanıştıracak? Yazarın dilimizdeki yolculuğu da hayli ilginç. İslam’ı seçmiş bir Amerikalı olmasına rağmen ülkemizde ismen pek tanınmıyor. Yine de bütün eserleri dilimize kazandırılmış. Dört ciltlik Ms. Marvel serisinin tamamı ve evrenin sıfırlanmasından sonra yayınlanan ilk cilt Arkabahçe tarafından yayınlanmış. Ülkemizde popüler olmayan karakterlerin serilerinin genellikle ilk ciltten sonra iptal edildiği düşünülürse bu çok büyük bir başarı. Air ve Görünmez Krallık, bizzat Kutlukhan Perker’in kurucusu ve genel yayın yönetmeni olduğu Karakarga tarafından basılmış. Görünmez Krallık, Wilson’ın yakın dönem işlerinden. Amerika’da Dark Horse Comics’in alt yayınevi Berger Books tarafından yayınlandı. Çizgi roman dünyasına uzak olan okurlar, Dark Horse’u Hellboy’un yayıncısı olarak hatırlayabilir. Berger Books ise Vertigo’ya bu derece prestiji kazandıran efsane editör Karen Berger’in kurduğu bir markadır. Yazarın dilimize kazandırılan ilk kitabı Kelebeği Kurtarmak, 2011 yılında bağımsız bir yayıncı olan Derin Kitap tarafından basılmış. Bu bir roman değil, Wilson’ın inanç yolculuğunu anlatan otobiyografisi.
Yazar şu anda DC Comics için Batman’in düşmanlarından Poison Ivy’nin serisini yazıyor. Son on yıldır daha çok Harley Quinn’le birlikte okuduğumuz bu anti-kahramanı animasyonlardan veya 1997 tarihli kötü şöhretli Batman&Robin fiminde Uma Thurman’ın canlandırdığı versiyonundan hatırlayabilirsiniz. Zaten o filmde hatırlanmaya değer tek şey Thurman ve Jim Carrey’in performanslarıydı.
Yazar bu defa kendi dünyasından bir hikâye anlatmadığı için Poison Ivy serisi fazla dağınık ilerliyor, pek ses getirmedi. Çizimler epey başarılı ancak yakın zamanda muhtemelen ya seriyi iptal ederler ya da yazarı değiştirirler. Bu ay, Swamp Thing’i de gördüğümüz tek sayılık bir crossover hikâyesi yayınlandı. Ana serinin aksine bu sayı oldukça başarılıydı. Alan Moore’un klasik Swamp Thing serisine yakın bir üslup benimsenmişti. Fantastik edebiyat sevenlerin dilimize İthaki tarafından kazandırılan bu seriyi mutlaka okumasını tavsiye ederim. G. Willow Wilson tek sayılık öyküsünde klasik serideki gibi inanç ve maneviyat konularını işlemiş, zaten bunları yazmaktaki başarısını biliyoruz. Belki DC Comics gelecekte kendisine yeni bir Swamp Thing serisinin yazarlığını verir. Bu durumda yeni bir klasik ortaya koyacağına ve bir kez daha pek çok ödül kazanacağına inanıyorum.
Hazırlayan: Efe Sarıtunalı

Bir yanıt yazın